COP31 Antalya: Türkiye’yi Nasıl Bir İklim Sınavı Bekliyor?

05.01.2026

İklim krizi, artık uzak bir gelecek senaryosu değil; seller, kuraklık, orman yangınları ve mevsim normallerinin dışındaki hava olaylarıyla hayatımızı şekillendiren bir gerçeklik. Her yıl düzenlenen COP (Conference of the Parties - Taraflar Konferansı), ülkelerin bu krize karşı birlikte çözüm üretmeye çalıştığı en büyük uluslararası buluşmadır.

Bu yıl Brezilya’nın Belém kentinde tamamlanan COP30’un ardından gözler şimdi Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 Antalya’ya çevrilmiş durumda. Peki COP nedir, nasıl işler ve ülkeler için neden kritik bir platformdur?

COP Nedir?

COP, Birleşmiş Milletler’in (BM) 1992’de kabul ettiği Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamında her yıl düzenlenen küresel iklim zirvesidir. 197 ülke ve AB’nin dahil olduğu bu toplantılarda:

  • Ülkeler, sera gazı emisyonlarını azaltmak için hedefler belirliyor,

  • İklim finansmanı ve uyum politikalarını müzakere ediyor,

  • Bilimsel bulgular ışığında yeni ortak kararlar alıyor.

Kyoto Protokolü (1997) ve Paris Anlaşması (2015) gibi dönüm noktası anlaşmalarının tamamı COP süreçlerinde ortaya çıkmıştır. Bugün COP hala gezegenin geleceğini belirleyen en kritik konferanslardan biri.

Ev sahibi ülke nasıl seçiliyor?

COP ev sahipliği her yıl BM’deki beş bölgesel grup arasında dönüşümlü olarak belirleniyor. Türkiye ve Avustralya, kendi grupları olan WEOG (Western European and Others Group - Batı Avrupa ve Diğerleri Grubu) kapsamında 2026 için aday olmuşlardı.

COP30 sonunda varılan uzlaşmayla Türkiye zirvenin ev sahibi (Antalya) olarak belirlenirken, Avustralya COP31 müzakerelerini yönetmede öne çıkan “müzakereler başkanı” rolünü üstlenecek. 

Bu çözüm, aylarca süren tıkanıklığı aşan, iki tarafın da kısmen kazanım elde ettiği diplomatik bir ara yol olarak değerlendirildi. Aynı zamanda, Türkiye’nin bu süreçte gösterdiği ısrar ve pazarlık gücü, iklim diplomasisinde daha iddialı bir rol oynamak istediğinin de işareti olarak okunabilir.

Bu süreç, “ev sahipliği neden bu kadar önemli?” sorusunu da bir kez daha görünür kıldı.

COP Ev Sahipliği Neden Önemli?

Bir COP’a ev sahipliği yapmak yalnızca lojistik bir görev değildir; diplomatik ve ekonomik etkileri de büyüktür. Ev sahibi ülke gündemin şekillenmesine katkı sağlar, ülkenin iklim politikaları daha fazla mercek altına alınır, fonlara ve yatırımlara erişim açısından görünürlük artar. Aynı zamanda ev sahibi ülkeden; “iklim ciddiyeti”, “şeffaflık”, “katılımcılık” ve “güvenli bir alan” yaratması beklenir.

COP30’da Neler Oldu?

COP30, Amazon’un kalbindeki Belém şehrinde toplandı ve sembolik olarak “iklim gerçeğiyle yüzleşme” zirvesi olarak görüldü. Ancak sonuçlar beklentiyi tam karşılamadı.

  • Zirve boyunca en çok tartışılan konu fosil yakıtlardan çıkış oldu. 80’den fazla ülke bu konuda bir yol haritası talep etti; ancak özellikle petrol üreticisi ülkelerin itirazlarıyla bu ifadeler nihai metinde yer almadı.

  • Amazon’da yapılmasına rağmen ormansızlaşmayı durdurmaya yönelik bağlayıcı bir yol haritası oluşturulamadı. Ancak Brezilya, BM dışında yeni bir fon başlatarak tropikal ormanlar için milyarlarca dolarlık bir mekanizmanın tohumlarını attı.

  • Gelişmekte olan ülkeler için hayati öneme sahip uyum finansmanı üç katına çıkarıldı; fakat hedef 2035’e ertelendi.

Sonuç olarak COP30, büyük kırılmaların değil, gerilimlerin ve tamamlanamayan uzlaşıların damga vurduğu bir zirve olarak kayıtlara geçti.

2026’da Antalya’da Yapılacak COP31’den Ne Bekleniyor?

Belém’deki COP30, birçok önemli başlıkta kararların ertelendiği, pek çok konunun “gelecek zirvelere devredildiği” bir toplantı olarak hafızalara kazındı. Bu nedenle Antalya’da düzenlenecek COP31’in sırtında ciddi sorumluluk var. Özellikle sera gazı emisyonlarının azaltımı konusunda daha somut, takvime bağlanmış hedefler, COP31’in en kritik gündemlerinden biri olacak.

İklim krizinin etkilerine uyum ve dayanıklılık, tıpkı COP30’da olduğu gibi yine gündemin merkezinde olacak. Kuraklık, sel, aşırı hava olayları ve deniz seviyesindeki yükselme gibi riskler karşısında altyapı yatırımlarının ve uyum politikalarının nasıl finanse edileceği, COP31’in önemli tartışma başlıklarından biri haline gelecek.

Türkiye İçin Fırsatlar ve Sorumluluklar

COP31 Antalya, Türkiye’ye yalnızca ev sahipliği yapma prestiji değil, iklim politikalarında kendini yeniden tanımlama imkanı sunacak. Zirve, Türkiye'nin küresel iklim diplomasisinde daha görünür bir aktör olmasını, özellikle gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler arasında köprü rolü üstlenmesini mümkün kılabilir. Akademi, sivil toplum ve yerel yönetimler için de uluslararası iş birliklerini güçlendirmek, bilgi paylaşımını artırmak ve Türkiye’de yapılan önemli çalışmaların dünyaya duyurulması adına önemli bir alan açılıyor. Antalya özelinde ise sürdürülebilir turizm, iklim odaklı kent planlaması ve doğa odaklı ekonomi gibi başlıkların öne çıkması kent için stratejik bir fırsat.

Ancak bu fırsatların anlamlı olması, Türkiye’nin bazı kritik zorluklarla yüzleşmesini de gerektiriyor. Özellikle kömür yatırımlarına verilen destek, COP31'in ruhuyla uyumsuz görünerek uluslararası alanda sorgulamalara neden olabilir.

COP zirveleri, yalnızca kapalı kapılar ardında müzakere edilen toplantılar değil; aynı zamanda sivil toplumun, yerel toplulukların, gençlerin, iklim aktivistlerinin söz söylediği, protesto ve eylemlerle kamusal tartışmayı büyüttüğü alanlar. Türkiye’nin bu tür etkinliklerin güvenli, özgür ve katılımcı bir şekilde gerçekleşmesine ne kadar izin vereceği, COP31 sürecinin önemli sınavlarından biri olacak.

İklim politikalarında yapısal bir dönüşüm olmadan yalnızca etkinlik üzerinden “yeşil” bir imaj yaratmak ise uzun vadede güven kaybı riski taşıyor. Bu nedenle COP31’in gerçek değeri, yalnızca organizasyonun büyüklüğüyle değil, Türkiye’nin bu süreci somut adımlarla yürütmesi ile ölçülecek.

COP31 Türkiye ve Akdeniz İçin Bir Dönüm Noktası Olabilir

COP31 Antalya, yalnızca takvimde yer alan bir iklim zirvesi değil; Türkiye’nin iklim politikalarını yeniden düşünmesi için önemli bir dönüm noktası. Doğru hazırlanıldığı takdirde bu süreç, ulusal ve yerel ölçekte dönüşümün tetikleyicisi olabilir. Enerji planlamasından kent politikalarına, turizmden uyum stratejilerine kadar geniş bir alanı kapsayan çalışmalara; belediyelerin, üniversitelerin, sivil toplumun ve gençlerin sürece anlamlı biçimde dahil edilmesi, kararların sahada gerçek karşılık bulması için kritik.

Akdeniz Koruma Derneği (AKD) olarak biz, bu zirveyi yalnızca bir diplomatik buluşma değil, Akdeniz’in geleceği üzerine kolektif bir karar alma süreci olarak görüyoruz. Isınan denizler, baskı altındaki balık stokları, artan yabancı (yerli olmayan) türler ve kaybolan kıyı habitatları; iklim eyleminin ertelenemez olduğunu her gün hatırlatıyor. COP31, deniz koruma alanlarının güçlendirilmesi, sürdürülebilir balıkçılık ve kıyı ekosistemlerinin iklim uyum stratejilerinde görünür kılınması için önemli bir platform olabilir.

Belém’deki COP30, zamanın artık aleyhimize işlediğini gösterdi. Antalya’da ise kaybedilen zemini telafi edip edemeyeceğimiz belli olacak. Türkiye’nin atacağı adımlar, yalnızca uluslararası iklim diplomasisindeki yerini değil, dünyamızın geleceğini de etkileyecek.

Özetle, COP31’i bir ev sahipliğinden öte; dönüşüm, sorumluluk ve ortak vizyon fırsatı olarak ele almak gerekiyor. Biz de AKD olarak bilginin, bilimin ve sahadan gelen deneyimin bu süreçte güçlü bir ses olabilmesi için çalışmaya devam edeceğiz.