UNESCO Dünya Mirası Kavramının DoğuşuKültürel ve Doğal Miras Nedir?
Kültürel miras; anıtlar, yapılar, sit alanları, arkeolojik kalıntılar ve insanlık tarihine ışık tutan eserlerden oluşmaktadır. Doğal miras ise; olağanüstü evrensel değere sahip ekosistemler, jeolojik oluşumlar ve tehdit altındaki türlerin yaşam alanlarıdır.
Türkiye, 1983’ten bu yana UNESCO Dünya Mirası Sözleşmesi’ne taraftır. 2025 yılı itibariyle 22 alanımız UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde, 79 alanımız ise Geçici Liste’de yer almaktadır (UNESCO Türkiye Milli Komisyonu).
Kültürel Miras Neden Önemli?
Kültürel miras, yalnızca geçmişin izlerini taşımakla kalmaz; toplumların kimliğini, aidiyet duygusunu ve dayanıklılığını da güçlendirir. İklim krizi bu değerleri tehdit ederken, onların korunması hem kültürel süreklilik hem de sürdürülebilir gelecek için kritik öneme sahiptir.
UNESCO Dünya Mirası kavramı, 1960’larda Mısır’daki Ebu Simbel Tapınaklarının Asvan baraj inşaatı nedeniyle sular altında kalma tehlikesiyle karşılaşması üzerine doğdu. Uluslararası bir kurtarma operasyonu ile tapınaklar taşınarak daha yüksek bir yerde yeniden inşa edildi. Bu olay, bazı kültürel ve doğal alanların yalnızca tek bir ülkeye değil, tüm insanlığa ait “olağanüstü evrensel değerler” olduğunu dünyaya hatırlattı.
İklim Krizi Kültürel Mirası Nasıl Etkiliyor?
Kültürel miras yalnızca insan kaynaklı tehditlerle değil, aynı zamanda iklim krizinin hızlandırdığı süreçlerle de karşı karşıya. Özellikle Akdeniz havzasında deniz seviyesinin yükselmesi, kıyı erozyonu, şiddetli fırtınalar ve okyanusların asitleşmesi gibi etkiler hem kıyı arkeolojik alanlarını hem de sualtı kültürel mirasını doğrudan tehdit ediyor.
Sualtı batıkları, deniz seviyesindeki değişimler ve artan biyolojik aktivite nedeniyle daha hızlı metal korozyonuna uğruyor; ahşap kalıntılar bozuluyor ve bu durum eserlerin korunmasını her geçen gün zorlaştırıyor. Benzer şekilde, arkeolojik alanlarda kıyı erozyonu Neolitik dönemden Osmanlı’ya uzanan birçok yerleşim kalıntısının kısmen ya da tamamen kaybolma riskini artırıyor. Bunun yanında, iklim krizine bağlı ekosistem değişimleri sualtındaki kültürel varlıkları koruyan doğal bariyerleri -örneğin deniz çayırları ve mercan topluluklarını- zayıflatarak bu miras unsurlarını çok daha savunmasız hale getiriyor.
UNESCO’nun Uyarısı
UNESCO’ya göre iklim değişikliği, dünya mirası alanlarının karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biridir. Buzulların erimesi, mercan resiflerinin beyazlaması, artan orman yangınları ve seller bunun en görünür örnekleridir. Ancak dünya mirası alanları aynı zamanda çözümün de bir parçasıdır: Ormanlar yılda yaklaşık 190 milyon ton CO₂ emerek karbon yutağı görevi görürken, denizel dünya mirası alanları küresel mavi karbon stoklarının %15’ini barındırmaktadır. Geleneksel bilgi ve kültürel uygulamalar ise sürdürülebilir gelecek için ilham kaynağıdır.
UNESCO verilerine göre:
Dünya mirası kültürel varlıkların üçte biri kıyı bölgelerinde ve deniz seviyesinin yükselmesiyle sel ve erozyon riskine açık.
Akdeniz’deki dünya mirası alanlarının %60’ı kıyı taşkınları ve erozyon riski altında.
Dünya mirası ormanlarının %60’ı ve denizel alanlarının %60’ı, insan baskısı ve iklim kaynaklı tehditlerle (yangın, sel, siklon) karşı karşıya.
UNESCO Dünya Mirası mercan resiflerinin neredeyse tamamı 2050’ye kadar yıllık mercan beyazlaması riskiyle karşı karşıya.
Sıcaklıkta her +1 °C artış, tehlikeli iklim koşullarına maruz kalan tür sayısını iki katına çıkarıyor.
İklim Krizine Karşı Kültürel Mirasın Korunması İçin Neler Yapılmalı?
İklim krizine karşı kültürel mirasın korunması dört temel alanda mümkündür:
Teknolojik Çözümler: İklim modellemeleri, risk haritaları ve konservasyon tekniklerinin geliştirilmesi.
Yönetimsel Önlemler: Alanların düzenli izlenmesi, bakım ve koruma planlarının uygulanması.
Davranışsal Değişimler: Yerel halkın ve ziyaretçilerin sürdürülebilir uygulamalara yönlendirilmesi.
Politika ve Finansman: Ulusal ve uluslararası ölçekte yasal çerçeveler, yönergeler ve kaynakların güçlendirilmesi.
Deniz Koruma Alanları ve Kültürel Miras
Deniz koruma alanları çoğunlukla doğal mirasın, denizel türlerin ve ekosistemlerin korunması amacıyla ilan edilse de, bu alanlar kültürel açıdan da büyük önem taşır. Geleneksel balıkçılık pratikleri, antik ticaret rotaları, sualtı batıkları ve dini-kültürel ritüeller, denizle insan arasındaki bağın somut göstergeleridir.
Dünya genelinde, Hawaii’deki Papahānaumokuākea Deniz Ulusal Anıtı gibi bazı deniz koruma alanları, hem doğal hem de kültürel değerleri nedeniyle UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmiştir. Papahānaumokuākea, 7.000’den fazla türün yaşadığı, bu türlerin yaklaşık %25’inin başka hiçbir yerde bulunmadığı benzersiz bir ekosisteme ev sahipliği yapmaktadır. Aynı zamanda yerli Hawai halkı için derin kozmolojik anlamlar taşıyan, ataların kökeni ve ruhların dönüş yeri olarak görülen bu alan, iki adasında (Nīhoa ve Mokumanamana) prehistorik arkeolojik kalıntılar da barındırmaktadır. Bu nedenle UNESCO tarafından “karma miras” olarak tanımlanmış, hem kültürel hem doğal zenginliğiyle tüm insanlık için korunması gereken bir alan olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, Akdeniz’deki deniz koruma alanları da yalnızca biyolojik çeşitlilik açısından değil, kültürel mirasla kurdukları güçlü bağ nedeniyle korunması gereken alanlardır.
Akdeniz Koruma Derneği Kültürel Mirasın Korunması İçin Neler Yapıyor?
Akdeniz Koruma Derneği, 2024-2029 stratejisinde yer alan hedeflerinden biri olarak, sualtı kültürel mirasın gün yüzüne çıkarılmasına yönelik çalışmalara destek vermeyi taahhüt etmiştir. Bu kapsamda, faaliyet gösterdiği bölgelerde kültürel mirasın korunması, belgelenmesi ve araştırılmasının yanı sıra, bu alanda yaşanan sorunların tespiti ve çözümüne yönelik çalışmalara da katkı sağlamaktadır.
850 km uzunluğundaki Datça ve Bozburun Yarımadaları, Gökova Körfezi, Latmos (Beşparmak) Dağı ve Muğla çevresinde yer alan antik "Karia Yolu" rotasının tespit ve haritalama çalışmaları Akdeniz Koruma Derneği tarafından tamamlandı. Kısmen orman alanlarında yer alan bu antik rotanın bazı kısımlarının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ve yeni yapılanmalar nedeniyle bölgenin Neolitik Çağdan günümüze uzanan tarihi dokusunun zarar görme riski taşıdığı tespit edilerek, bu bilgiler ilgili kurumlarla paylaşıldı.
Akdeniz Koruma Derneği’nin başvurusu üzerine, T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı 4. Bölge Müdürlüğü tarafından Bafa Gölü Tabiat Parkı'nın kuzey-kuzeydoğu yönünde genişletilmesi ve statüsünün milli park olarak tescillenmesi amacıyla bir komisyon kuruldu. Kurulan bu komisyon, 17 Mayıs 2024 ve 10 Haziran 2024 tarihlerinde, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Latmos ve Herakleia Kazı Başkanlığı'nın ev sahipliğinde Herakleia antik kentinde toplanarak, etüt çalışmalarına başladı.
Kültürel mirasın korunması, Akdeniz Koruma Derneği tarafından iklim değişikliğine uyum çalışmalarının önemli bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Bu kapsamda, Bozukkale, Çamçalık ve Kızlan sualtı kazı alanlarında korumasız durumda bulunan erken Tunç Çağı ve Helenistik dönem kalıntıları ile enkazların ortaya çıkarılması sürecine protokol çerçevesinde destek sağlanmaktadır.
KAYNAKÇA