COP31 Kasım Ayındaki Bir Zirve Değil: Antalya'ya Giden Yol Sadece Salonlardan Geçmiyor

06.07.2026

Ocak ayında yayımladığımız yazımızda, COP31'in neden önemli olduğunu, Türkiye için hangi fırsatları ve sorumlulukları beraberinde getirdiğini ele almıştık. Yazıyı buradan okuyabilirsiniz. Aradan geçen aylarda ise hazırlık süreci hız kazandı. Bugün artık yalnızca "COP31 nedir?" sorusunu değil, "COP31'e hazır mıyız?" sorusunu da konuşuyoruz.

Çünkü COP31, Kasım ayında Antalya'da başlayacak bir zirveden ibaret değil. Asıl süreç, bir önceki COP’un son gününden başlıyor ve aylar öncesinden kurulan iş birlikleri, geliştirilen fikirler, yürütülen bilimsel çalışmalar ve oluşturulan ortak savunuculuk mesajlarıyla şekilleniyor.

COP süreçlerinin başarısı, yalnızca ülkeler arasında varılan uzlaşılarla değil; sahadan gelen deneyimlerin, bilimsel verilerin ve yerel aktörlerin müzakere süreçlerinde ne kadar temsil edildiğiyle de doğrudan ilişkili. İklim politikalarının gerçek hayatta karşılık bulabilmesi için, karar alma süreçlerinin uygulama deneyimleriyle beslenmesi gerekiyor.

Akdeniz'in Sesi COP31'e Nasıl Taşınabilir?

İklim krizinden en hızlı etkilenen bölgelerden biri olan Akdeniz'in, COP31 gündeminde güçlü bir şekilde yer alması büyük önem taşıyor. Zirvenin Akdeniz Havzası'nda yer alan Türkiye'de düzenlenmesi de bu açıdan anlamlı bir fırsat sunuyor. Deniz suyu sıcaklıklarının artması, yerli olmayan (istilacı) türlerin yayılması, balık stoklarının değişmesi ve kıyı ekosistemlerinin baskı altında kalması gibi iklim krizinin etkileri, Türkiye kıyılarında artık bilimsel verilerle ortaya konan ve sahada doğrudan gözlemlenen bir gerçeklik. Bu nedenle COP31, yalnızca küresel iklim politikalarının değil, Akdeniz'in geleceğinin de konuşulacağı kritik bir platform olma potansiyeli taşıyor.

Bu nedenle COP31'e hazırlanırken yalnızca küresel iklim politikalarını takip etmek yeterli değil. Aynı zamanda sahada edinilen deneyimlerin, bilimsel verilerin ve yerel toplulukların bilgi birikiminin de bu sürece dahil edilmesi gerekiyor.

Akdeniz Koruma olarak biz de hazırlıklarımızı tam da bu anlayışla sürdürüyoruz.

COP31'e Giden Süreçte Neler Yapıyoruz?

COP31'e giden süreçte, denizlerin iklim krizindeki rolünü daha görünür kılacak çalışmaları gündemimize aldık. Yerel yönetimler, akademi, sivil toplum, özel sektör ve yerel topluluklarla bir araya gelerek Akdeniz'in geleceğine ilişkin ortak bir diyalog zemini oluşturmayı hedefliyoruz.

Bu süreçte yalnızca bilgi paylaşımını değil, birlikte düşünmeyi de önemsiyoruz. Örneğin;

  • 2030 yılına kadar verdiğimiz koruma taahhütlerinin ne kadarını hayata geçirebileceğiz?

  • Deniz koruma alanlarının sayısı ve etkinliği nasıl artırılabilir?

  • Yerel topluluklar ve farklı paydaşlar bu dönüşümün aktif bir parçası nasıl olabilir?

  • İklim kriziyle mücadelede doğa koruma ve kalkınma hedefleri nasıl birlikte ilerleyebilir?

Amacımız, farklı kıyılardan ve farklı paydaşlardan gelecek deneyimlerin COP31'e giden süreçte Akdeniz'e ilişkin ortak bir perspektif oluşturmasına katkı sunmak.

Deniz Koruma Alanları Neden İklim Çözümünün Bir Parçası?

Deniz koruma alanları çoğu zaman yalnızca biyolojik çeşitliliği koruyan alanlar olarak görülüyor. Oysa bugün biliyoruz ki iyi yönetilen deniz koruma alanları, iklim krizine karşı en etkili doğa temelli çözümlerden biri.

Sağlıklı deniz ekosistemleri, balık stoklarının güçlenmesini destekliyor, kıyı topluluklarının geçim kaynaklarını koruyor ve ekosistemlerin değişen iklim koşullarına uyum sağlama kapasitesini artırıyor.

Ancak bunun gerçekleşebilmesi için koruma alanlarının yalnızca ilan edilmesi yeterli değil. Etkin yönetim, düzenli bilimsel izleme, yerel katılım ve sürdürülebilir finansman mekanizmaları da en az koruma kararı kadar önemli.

COP31'in En Büyük Sorusu: Uygulama

Son yıllarda COP toplantılarında verilen birçok taahhüt uygulama aşamasında istenen karşılığı bulamadı. Bu nedenle COP31'in en önemli gündemlerinden birinin "uygulama" olması bekleniyor.

Artık yalnızca yeni hedefler belirlemek değil, mevcut taahhütlerin nasıl hayata geçirileceği de tartışılıyor. İklim finansmanı, uygulama kapasitesi ve doğa temelli çözümler bu nedenle her zamankinden daha fazla önem kazanıyor.

Akdeniz'de yürüttüğümüz çalışmalar da tam bu noktada anlam kazanıyor. Deniz koruma alanlarının güçlendirilmesi, kıyı ekosistemlerinin izlenmesi, küçük ölçekli balıkçılığın desteklenmesi ve bilim temelli yönetim modellerinin geliştirilmesi, iklim krizine uyumun somut örneklerini oluşturuyor.

COP31: Türkiye İçin Bir Ev Sahipliğinden Fazlası

COP31'e ev sahipliği yapmak Türkiye için önemli bir fırsat. Ancak bu fırsatın gerçek değeri, yalnızca başarılı bir organizasyon düzenlemekle değil; bu süreç sonunda doğa için kalıcı kazanımlar elde edebilmekle ölçülecek.

Akdeniz Koruma olarak hedefimiz, COP31'i yalnızca takip eden bir kurum olmak değil; Akdeniz'in korunmasına yönelik bilimsel bilgi, saha deneyimi ve yerel seslerin bu sürece güçlü şekilde dahil olmasına katkı sunmak.

Çünkü iklim krizinin etkileri konferans takvimini beklemiyor. Bu nedenle çözümler de yalnızca zirve salonlarında değil; denizde, kıyılarda ve yerel topluluklarla birlikte şekillenmeli.

COP31'e giden yol da tam olarak burada başlıyor.